Pen Academic Publishing   |  ISSN: 2602-4810   |  e-ISSN: 2602-4535

Volume 1 Issue 1 (December 2017)

Comparison of Yield and Pomological Characteristics of Mandarins on Three Different Rootstocks Grown in North Aegean Region of Turkey

Murat Şeker, Engin Gür, Neslihan Ekinci, Nilüfer Kaleci & Mehmet Ali Gündoğdu

pp. 1 - 7   |  DOI: 10.29329/ijiasr.2017.99.1   |  Manu. Number: MANU-1712-24-0001

Abstract

Turkey is one of the most important citrus producing countries in Mediterranean Basin. Citrus production is concentrated in Mediterranean region of Turkey followed by Aegean region. Edremit, Burhaniye and Havran are north western districts with cool subtropical climate conditions along Aegean Sea. The district’s economy is based on agricultural activities like olive and citrus growing. The ecological properties of the district have provided growing of high quality of mandarin fruits. In this study, fruit yield, canopy volume and pomological characteristics including fruit weight, length, diameter, rind thickness, total soluble solid content (TSS), titratable acidity (TA) and juice content (JC) were investigated in ‘Owari’ Satsuma (Citrus unshiu Marc.), ‘Okitsu’ Satsuma (Citrus unshiu) and ‘Nova’ mandarin (Citrus reticulata Blanco x (Citrus. paradisi Macf. x C. reticulata Blanco)) grafted on sour orange (Citrus aurantium L.), trifoliate orange (Poncirus trifoliata (L.) Raf.) and Carrizo citrange (C. sinensis cv. Washington Navel x Poncirus trifoliata (L.) Raf.) rootstocks. According to the obtained results, ‘Okitsu’ Satsuma had better yield and fruit quality performances than ‘Owari’ Satsuma and ‘Nova’ trees. Moreover, Carrizo citrange should be preferred for replacing the trifoliate orange rootstock which is used traditionally in north Aegean region of Turkey.

Keywords: Citrus, Okitsu Satsuma, Owari Satsuma, Nova, Sour Orange, Trifoliate Orange, Carrizo citrange

Meme Kanser Kök Hücre Fenotipi ve TümörHipoksisi ile İlişkisi

Mehtap Kılıç Eren

pp. 9 - 19   |  DOI: 10.29329/ijiasr.2017.99.2   |  Manu. Number: MANU-1712-27-0006.R1

Abstract

Kanser kök hücreleri, bir tümör içindeki nadir ölümsüz hücrelerdir ve bölünerek kendiliğinden yenilenebilir ve tümörü oluşturan birçok hücre türüne köken oluşturabilir. Bu hücreler çeşitli insan tümörlerinde bulunmaktadır ve kanser tedavisi için hedefler olarak ilgi çekmektedirler.

Günümüzde konvansiyonel kanser terapilerinin başarısız olma nedenlerinin temelinde kemoterapi ya da radyoterapiye karşı aşırı direnç gösteren ve daha yavaş proliferasyon kapasitesine sahip kanser kök hücrelerini hedefleyememeleri yatmaktadır. Bunun sonucunda da dormant, yani uyuyan kanser kök hücreleri yeniden proliferatif faza girmekte ve bu da sıklıkla relapsla sonuçlanmaktadır. Kanser kök hücrenin hedeflenmesinin kanserin hedeflenmesinde ve tedavisinde çok önemli ve devrimsel nitelikte ilerlemeler sağlayacağı düşünülmektedir.

Kanser kök hücrelerin regülasyonunda, Wnt/β-catenin, Notch ve Hedgehog gibi epitelyal mezenkimal dönüşüm sinyal yollarının aktivasyonunun etkili olduğu bilinmektedir. Deneysel çalışmalar, hipoksinin ve Hypoxia Inducible Factor-1α’nın (HIF-1α) kanser kök hücre fenotipini teşvik ettiği ve HIF-1α’nın hedeflenmesinin de kanser kök hücreleri azalttığı veya elemine ettiği konusunda kanıtlar sağlamıştır.

Meme kanseri dünya genelinde kadınlarda en yaygın diagnozu olan kanser formudur ve dünya kadın popülasyonunun %10’unu etkilemektedir. İnvaziv meme kanserine sahip olan hastaların %25-%30 ‘u halen bu hastalık sebebiyle ölmektedirler. Tedaviden sonraki ilk 3 yıl içerisinde hastalığın rekürans sıklığı ise %60-%80 arasında değişmektedir.

Meme kanser kök hücrelerinin daha etkin bir şekilde hedeflenebilmesi için, tümör içerisinde özellikle kök hücre üretim alanı gibi davranan hipoksik alanlar, aynı zamanda bu hücreleri terapiye dirençli hale getirebilir ve hipoksi indüklü faktörlerin bu dirençte rollerinin ortaya çıkarılması önemlidir. Bu bilgiler ışığında, gelecekte yeni ve etkili tedavi stratejileri geliştirmek için, ilaç direncinin tersine çevrilebilir olup olmadığının ve HIF-1α inhibitöleri ve kök hücre hedefleme ajanlarının kombinasyon tedavileri ile meme kanser kök hücrelerin elimine edilip edilemeyeceğinin araştırılması özellikle önem kazanmaktadır.

Keywords: Kanser kök kücre, meme kanseri, Salinomycin, Everolimus, HIF-1α, hipoksi

Mühendis ve Teknik Eleman Adaylarının İş Güvenliği Konusunda Tutumlarının Belirlenmesi

Sezgin Aygün & Ömer Faruk Öztürk

pp. 21 - 32   |  DOI: 10.29329/ijiasr.2017.99.3   |  Manu. Number: MANU-1712-25-0002

Abstract

Bu çalışmanın amacı, mühendis ve teknik eleman adayı olan son sınıf öğrencilerinin iş güvenliği konusunda yaklaşımlarının belirlenmesidir. Betimsel tipteki bu araştırma Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi bünyesindeki üç farklı fakülteden toplam 18 bölüm ve 366 katılımcı ile yapılmıştır. Katılımcılara 17 sorudan oluşan bir anket çalışması uygulanmış ve elde edilen sonuçlara göre değerlendirme yapılmıştır. Çalışmaya katılanların % 53’ü Mühendislik fakültesi, % 30’u Ziraat Fakültesi ve % 17’si Fen Edebiyat Fakültesi öğrencisidir. Bu çalışma için iş güvenliği tutum ölçeği güvenirlik analizi yapılmış Cronbach’s Alpha (α) değeri tutum ölçeği için α=0,838 değeri ile yüksek güvenilirlikte elde edilmiştir. Katılımcılar kesinlikle iş güvenliği eğitiminin çok önemli olduğunu düşünmektedirler. Katılımcıların %77.1 gibi büyük çoğunluğu iş güvenliği (İSG) derslerinin ilgili fakültelerde, tüm Türkiye'de zorunlu ders olmasını istemektedirler. Bununla beraber, katılımcılar okudukları lisans programı ile ilgili ilerde karşılaşabilecekleri iş kazaları ve meslek hastalıkları hakkında bilgilendirilmek istemektedirler. Bu istekleri yerine getirmenin en kolay yolu iş güvenliği derslerini ilgili tüm fakültelerin müfredatına eklemektir. 

Keywords: İş güvenliği, Mühendis, Teknik eleman

Türkiye’deki Salep Orkideleri Üzerine Yapılan Bazı In Vitro Çalışmalar

Yasemin Kemeç Hürkan

pp. 33 - 46   |  DOI: 10.29329/ijiasr.2017.99.4   |  Manu. Number: MANU-1712-27-0004

Abstract

Türkiye’deki tüm bölgelerde toplam  90 tür orkide ve bunların içinde 30 endemik orkide türü doğal olarak yetişmektedir. Orkidelerin çimlenmeleri doğada uzun yıllar almaktadır ve endosperm bakımından fakir olan orkideler çimlenmeleri için funguslarla mikorizal bir ilişki içinde olmaları gerekmektedir. Türkiye’de orkidelerle ilgili çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Ancak, bu çalışmalar Türkiye orkidelerinin korunması ve sürdürülebilir kullanımını sağlayacak düzeyde olmamıştır. Orkidelerle ilgili yapılacak çalışmaların in vitro üretim yöntemleri optimize edilmeli ve türlerin korunmaları yönünde yoğunlaşılmalıdır. In vitro çalışmalarda orkidelerin doğadaki yaşamsal döngüleri takip edilmeli ve çimlenme, protokorm oluşumu, bitki gelişimi ve aklimatizasyon zamanları bu döngüye göre düzenlenmelidir. CITES (Convention on International Trade in Endangered Species of Wild Fauna and Flora) kapsamında yer alan endemik ve nesli tükenme tehlikesi altında olan orkidelerin yerleri yeniden belirlenmeli, yasal düzenlemeler ile  orkide türlerinin korunmasına yönelik işlerlikleri artırılmalıdır. Endemik türlerin doğadan sökümü ve toplanmasına izin verilmemeli, in vitro üretim yöntemleriyle bunların çoğaltımı yapılıp tekrardan doğaya kazandırılmaları sağlanmalıdır. 

Keywords: in vitro, orkide, salep, mikroçoğaltım, tahribat

Angiospermlerde Genomik Damgalama

Aslıhan Özbilen

pp. 47 - 56   |  DOI: 10.29329/ijiasr.2017.99.5   |  Manu. Number: MANU-1712-26-0005.R1

Abstract

Çiçekli bitkilerde embriyo ve embriyoyu besleyen endosperm dokusu çifte döllenme ile oluşur. Bu organizmalarda endosperm dokularında bazı genlerin yalnızca anneden gelen kopyalarının, bazılarının ise babadan gelen kopyalarının ifade olmasına genomik damgalama (damgalanma) denir. Genomik damgalama, epigenetik modifikasyonlar sonucu oluşur, anne alellerinin sessizleştirilmesinden genel olarak PRC2 kompleksi sorumluyken, baba alellerinin sessizleştirilmesinde PRC2 kompleksi veya metilasyon sorumludur. Bu epigenetik değişiklikler damgalama kontrol bölgeleri olarak bilinen DNA dizilerinde meydana gelir. Bu bölgelerin genomik damgalamaya uğrayacak gene olan uzaklıkları, o gene ait ana ya da baba alelinin ifade seviyesini belirler. Son zamanlarda, transkriptom ve metilom çalışmaları çeşitli bitki türlerinde 200’den fazla genomik damgalamaya uğrayan gen varlığını işaret etmiştir. Bu genlerin genomik damgalamaya uğradıkları, PCR yöntemleri ve mutasyonlar ile kanıtlanmıştır. Genomik damgalamaya uğrayan genlerin metiltransferaz aktivitesinden ligaz aktivitesine kadar çok çeşitli işlevleri bulunmaktadır. Ayrıca, bu genlerin yakınlarında transpozon elementleri keşfedilmiş olup, bu durum damgalamanın, transpozonların susturulması ile ilgili süreçler sonucunda ortaya çıktığını düşündürmektedir. Buna ek olarak, genomik damgalamaya uğrayan genlerin çoğunun genom duplikasyonu sonucu ortaya çıktığı düşünülmektedir. Bu genler, paraloglarına göre, daha hızlı değişim oranı göstermektedir. Genomik damgalama ebeveyn çatışma teorisi ile açıklanmaktadır. Bu teoriye göre baba genomu kaynakları yalnızca kendi döllerini destekleyecek şekilde düzenlerken, anne genomu tüm döllere eşit miktarda kaynak aktarır ve bu durum ebeveyn genomlar arasında bir anlaşmazlığa neden olur. Bu anlaşmazlık, alellerin köken aldıkları ebeveyne göre ifade edildiği genomik damgalama için bir temel oluşturabilir. Genomik damgalama için bazı bitkiler ortak mekanizmalar ile hareket ediyorken, bazı yakın türler oldukça farklı süreçler sergileyebilmektedirler. Bu nedenle, genomik damgalama sürecinin aydınlatılması için yeni çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

Keywords: Genomik damgalama, Endosperm, Epigenetik, DNA metilasyonu

Karasal bitkilerde DNA barkodlama: Bazı DNA barkod bölgelerinin incelenmesi

Kaan Hürkan

pp. 57 - 67   |  DOI: 10.29329/ijiasr.2017.99.6   |  Manu. Number: MANU-1712-26-0002.R2

Abstract

DNA barkodlama son 30 yıldır bitki türlerinin tayininde ve filogenetik çalışmalarında kullanılan ve popülerliği her geçen gün artan etkili bir tekniktir. Bu teknikte çekirdekten veya plastidlerden elde edilen kısa DNA dizileri analiz edilerek canlılar tür seviyesinde ayırt edilmeye çalışılmaktadır. Çekirdek kökenli barkod bölgeleri, plastid kökenli barkod bölgelerine göre çok daha fazla bilgi içermesine rağmen, tek lokus kullanılarak barkodlama yapıldığında, farklı bitki gruplarını karşılaştırabilmek için yeterli bilgiye sahip olamamaktadır. Tüm bitki türlerinde kullanılabilecek tek bir barkod bölgesi henüz mevcut değildir ve bu nedenle farklı barkod bölgelerinin birlikte kullanılması, türlerin ayırt edilebilme gücünü arttırabilmektedir. Kısa DNA dizilerinin moleküler barkod bölgeleri olarak kullanılması günümüzde doyum seviyesine ulaşmış ve yeni teknikler aranmaya başlanmıştır. Tüm bu kısa barkod bölgelerinden çok daha fazla bilgi içeren ve evrensel olabilecek en güçlü barkod bölgesi adayı tüm kloroplast genomudur. Çok hızlı bir şekilde gelişmeye devam eden ve maliyeti düşen yeni nesil dizileme ile elde edilecek genom verileri, bitkilerde evrensel olarak kullanılabilecek barkod bölgelerinden biridir.

Keywords: DNA Barkodlama, moleküler markörler, moleküler taksonomi

Bitkilerde E Vitamini Biyosentezi ve Fonksiyonu

Fatih Sezer

pp. 69 - 77   |  DOI: 10.29329/ijiasr.2017.99.7   |  Manu. Number: MANU-1712-26-0001.R1

Abstract

E vitamini tokoferoller olarak bilinen ve yüksek antioksidan özellikleri olan metabolitlerdir. Bitkiler tarafından üretilen E vitamininin kalp damar hastalıkları ve kanser gibi insan sağlığı açısından önemli hastalıklarda olumlu etkileri rapor edilmiştir. Tokoferollerin biyosentezinde bir grup metil transferaz ve siklaz enzimleri rol almaktadır. Tokoferollerin insan sağlığı üzerine birçok çalışma yapılmış olmasına rağmen, bu derleme tokoferollerin bitkilerdeki fonksiyonları üzerine odaklanmaktadır. Bu fonksiyonlar; antioksidan aktivite, Abiyotik stres koşullarına cevap, sinyal iletimi ve gen anlatımının düzenlenmesi gibi konuları içermektedir. Tokoferoller kuvvetli antioksidan özelliklere sahiptir ve bu özellikleri onların stres cevabı sinyal iletimi ve gen anlatımının düzenlenmesi gibi birçok etkisini açıklayabilmektedir. Bunun yanında tokoferollerin tüm etkilerini bu özellikleri ile açıklamak mümkün değildir. Bu sebeple bu derleme ile tokoferollerin biyosentezi, kimyasal yapısı, antioksidan aktiviteleri, abiyotik stres cevabı, sinyal iletimi ve gen anlatımının düzenlenmesi konularındaki literatürdeki güncel bilgiler tartışılmıştır.

Keywords: E vitamini, Tokoferol, Antioksidan aktivite, Abiyotik stres, sinyal iletimi, Gen anlatımı